Bağımlılık denince insanların aklına hep büyük çöküşler geliyor.
Dağılan hayatlar.
Kaybedilen işler.
Aile krizleri.
Sokakta kalmış insanlar.
Oysa süreç çoğu zaman böyle başlamıyor.
Daha sessiz başlıyor.
İnsan önce hayatını kaybetmiyor.
Önce kendine olan temasını kaybediyor.
Büyük düşüşlerden önce küçük kopuşlar olur
Kimse bir sabah uyandığında tamamen değişmiş olmaz.
Bu işler yavaş ilerler.
Önce bazı şeyler ertelenir.
Sonra bazı duygular bastırılır.
Sonra insan kendisiyle yalnız kalmamaya başlar.
Ve fark etmeden hayatın merkezine şu yerleşir:
“Bir şekilde günü çıkarayım.”
Bu noktadan sonra yaşamaktan çok,
idare etmeye başlanır.
İnsan bazen kötü hissetmek istemediği için değil, hiçbir şey hissetmemek için kaçar
Bu önemli bir ayrım.
Çünkü çoğu kişi bağımlılığı “zevk arayışı” sanıyor.
Oysa sahada çok daha farklı bir tablo var:
Birçok insan mutlu olmak için değil,
zihnini susturmak için yöneliyor.
Bir süre sonra mesele keyif almak olmuyor.
Bir süre sonra mesele,
kendinle baş başa kalamamak oluyor.
Modern hayat bunu gizlemeyi kolaylaştırıyor
Eskiden bir insanın dağıldığı daha görünürdü.
Şimdi değil.
İnsan çalışabiliyor.
Gülümseyebiliyor.
Sosyal medyada aktif olabiliyor.
Ama iç dünyasında ciddi bir çözülme yaşayabiliyor.
Ve en tehlikeli kısmı şu:
Çevre çoğu zaman bunu “normal yorgunluk” sanıyor.
En büyük kayıp enerji değil, anlam kaybıdır
Bağımlılık süreçlerinde dikkat çeken şeylerden biri de budur.
İnsan sadece fiziksel olarak yorulmuyor.
Hayata karşı ilgisini kaybetmeye başlıyor.
Eskiden heyecan veren şeyler düzleşiyor.
İlişkiler yüzeyselleşiyor.
Zaman akıyor ama kişi gerçekten yaşamıyormuş gibi hissediyor.
Bu yüzden birçok insan şunu söylüyor:
“Ben aslında ne zaman kaybolduğumu fark etmedim.”
Sorun çoğu zaman madde değil, ilişki biçimi
Burada kritik nokta şu:
Kişi sadece bir maddeye değil,
bir kaçış yöntemine bağlanıyor.
Çünkü o davranış bir süreliğine:
- Düşünceyi susturuyor
- İç sıkışmasını azaltıyor
- Gerçeklik hissini bulanıklaştırıyor
Ve zihin bunu “çözüm” gibi kodluyor.
Bu yüzden bırakmak sadece bırakmak değildir
Bir davranışı kesmek yetmez.
Çünkü davranışın altında duran yapı değişmezse,
insan başka bir kaçış biçimi bulur.
Bu bazen madde olur.
Bazen alkol.
Bazen ekran.
Bazen sürekli kaçış halinde yaşamak.
Yani mesele yalnızca ne kullandığın değil,
neden sürekli uzaklaşmak istediğin.
İyileşme bazen dramatik değil, sessizdir
Gerçek toparlanma çoğu zaman dışarıdan çok etkileyici görünmez.
Kişi bir anda bambaşka biri olmaz.
Ama küçük şeyler değişmeye başlar:
Sabah biraz daha net uyanır.
Kendiyle yalnız kalabildiği süre artar.
Kaçmadan oturabildiği anlar çoğalır.
Ve bunlar küçümsenecek şeyler değildir.
Çünkü insan önce kendine döner.
Hayatına sonra.
Son söz
Bağımlılık bazen insanı bir anda yıkmaz.
Daha tehlikeli olanı yapar:
İnsanı yavaş yavaş kendinden uzaklaştırır.
Ve birçok kişi bunu ancak durup gerçekten baktığında fark eder.
Çünkü bazı kayıplar gürültülü olmaz.
Sessiz gerçekleşir.
