İnsan kendini anlatırken çoğu zaman geçmişinden söz eder.
Neler yaşadığını…
Kimlerin ona ne yaptığını…
Neden bu hale geldiğini…
Neleri kaybettiğini…
Bunların hepsi önemlidir.
Ama bir noktadan sonra geçmişi anlatmak, geçmişi anlamaktan çıkıp geçmişin içinde yaşamaya dönüşebilir.
İşte değişim tam burada zorlaşır.
Geçmiş açıklayabilir ama seni tanımlamak zorunda değildir
Bir insanın neden böyle davrandığını anlamak önemlidir.
Çocukluğu…
Ailesi…
Travmaları…
Yanlış ilişkileri…
Yaptığı hatalar…
Yaşadığı kayıplar…
Bunların hepsi bugünkü insanı anlamamıza yardımcı olabilir.
Ama bir açıklama ile bir kimlik arasında büyük fark vardır.
“Bunları yaşadım.”
başka bir cümledir.
“Ben bunların sonucuyum.”
başka.
İkincisi insanı geçmişine bağlar.
Bazı insanlar geçmişlerini bir kimlik haline getirir
Yıllar geçer ama hikâye değişmez.
Hep aynı insanlar suçludur.
Hep aynı olay anlatılır.
Hep aynı haksızlık hatırlanır.
Hep aynı cümle kurulur:
“Ben böyle oldum çünkü…”
Bu cümle ilk başta bir açıklamadır.
Ama yıllarca tekrar edildiğinde bir kimliğe dönüşebilir.
İnsan artık yaşadığı şeyi anlatmıyordur.
Kendini o yaşadıkları üzerinden tarif ediyordur.
En tehlikeli tarafı: Hikâye doğru olabilir
Buradaki mesele geçmişin uydurma olması değil.
Tam tersine.
Hikâye tamamen doğru olabilir.
Gerçekten haksızlığa uğramış olabilirsin.
Gerçekten kötü bir çocukluk geçirmiş olabilirsin.
Gerçekten yanlış insanlara güvenmiş olabilirsin.
Gerçekten çok şey kaybetmiş olabilirsin.
Ama bütün bunların doğru olması, hayatının geri kalanını aynı hikâyeye teslim etmeni gerektirmez.
Bir noktadan sonra “neden” yetmez
İnsan yıllarca nedenini araştırabilir.
“Neden böyle oldum?”
“Neden bunu yaptım?”
“Neden hep aynı insanları seçiyorum?”
Bu sorular değerlidir.
Ama sadece nedenleri bilmek değişim yaratmaz.
Çünkü bir noktadan sonra başka bir soruya geçmek gerekir:
“Peki şimdi ne yapacağım?”
Değişim, geçmişi açıklamaktan geleceği inşa etmeye geçtiğin yerde başlar.
Eski hikâyeyi anlatmak bazen rahatlatır
Çünkü anlatırken kendine bir anlam verirsin.
“Ben bunu yaşadığım için böyle oldum.”
Bu cümle insanı bir süre rahatlatır.
Çünkü sorumluluğun ağırlığını azaltır.
Ama bunun bir bedeli vardır:
Eğer geçmişin bugünkü davranışlarının sürekli açıklaması haline gelirse, geleceğin de geçmişin devamı olmaya başlar.
Değişen insanın dili de değişir
Bunu konuşmalarından anlayabilirsiniz.
Eskiden:
“Bana bunu yaptılar.”
der.
Sonra:
“Ben buna izin verdim.”
demeye başlar.
Eskiden:
“Ben zaten böyleyim.”
der.
Sonra:
“Bunu değiştirebilirim.”
demeye başlar.
Eskiden:
“Başka seçeneğim yoktu.”
der.
Sonra:
“Bugün başka bir seçim yapabilirim.”
Bu küçük bir dil değişikliği gibi görünür.
Aslında düşünce yapısındaki değişimin işaretidir.
Geçmişi silmek değil, yerini değiştirmek
Geçmişini unutman gerekmiyor.
Yaşadıklarını inkâr etmen de gerekmiyor.
Hatta bazı şeyleri hatırlamak önemli.
Ama geçmişin hayatındaki yerini değiştirmek gerekiyor.
Eskiden direksiyonun başındaysa, artık arka koltukta oturmalı.
Çünkü direksiyonda geçmiş varken, geleceğe doğru gidemezsin.
Bir gün aynı hikâyeyi anlatmak istemediğini fark edersin
Çünkü artık anlatacak yeni şeylerin vardır.
Yeni kararların.
Yeni ilişkilerin.
Yeni sorumlulukların.
Yeni başarısızlıkların.
Yeni başarıların.
Ve en önemlisi, geçmişteki halinden bağımsız olarak verdiğin yeni kararlar.
İşte o zaman insan gerçekten değişmeye başlamıştır.
Son söz
Geçmişin seni açıklayabilir.
Ama seni yönetmek zorunda değildir.
Bir insanın hayatını değiştirdiğini anlamanın en güçlü işaretlerinden biri şudur:
Artık sürekli kim olduğunu anlatmak zorunda hissetmez.
Çünkü kim olduğunu geçmişiyle kanıtlamaya çalışmaz.
Yeni hayatını yaşamaya başlar.
Ve bir gün fark edersin:
Eski hikâyeyi anlatmayı bırakmışsın.
Çünkü artık yeni bir hikâyenin içindesin.
